İntrapsişik
çatışmalar:
1 -
Anksiyete (Sıkıntı): Genelde en sık
görülen etiolojik faktördür ve kaynağı ne
olursa olsun cinsel yanıta eşlik eden haz
hissini engeller. Erkekte görülen psişik
kaynaklı cinsel işlev bozukluklarının çoğunluğu
fobik bir özellik taşır. Bu bozukluklar
korkunun “kendi kendini güçlendiren düzeneği”
ile süreklilik kazanırlar. Cinsel davranış
zincirinde bir bozulma yoksa erotik durumlarda
önce karşılıklı yakınlaşma belirir ve
yavaş yavaş cinsel uyarılma gelişir. Okşama
ve ön sevişmeye varan bedensel yakınlaşma
sonuçta cinsel ilişki ve orgazma yol açar.
Cinsel ilişki sonrası rahatlama ve mutluluk
duyguları, yani olumlu bir yaşantı ile cinsel
davranış sonlanır. Olumlu biten bir davranış
biçimi (zinciri) tekrarlanma eğilimindedir. Öğrenme
kuramına göre cinsel davranış biçimi böylece
bozulmadan sürdürülür. Bozulmuş cinsel
davranışta da karşılıklı yakınlaşma
sonucunda erotizm gelişebilir. Ancak mesleki
veya kişisel kaygılar ya da rahatsızlık
verici başka olaylar gibi herhangi bir nedenle,
bunu izlemesi gereken uyarılma kesintiye uğrar
ve cinsel etkinlik oluşmaz. Cinsel davranış
hoş olmayan bir biçimde, çoğunlukla hayal kırıklığı
ve gerginlikle, yani olumsuz bir yaşantı ile
son bulur. Anksiyete cinsel uyarılmanın fızyolojik
antagonisti olduğundan, yinelenen cinsel
deneyimlerde aynı olumsuz duyguların yaşanacağı
korkusu ile uyarılma oluşmaz. Böylece bir kısır
döngü oluşur ve performans anksiyetesi cinsel
işlev bozukluğunun sürmesine neden olur.
Partnerin de hayal kırıklığına uğraması
hastanın performans anksiyetesini arttırır. Sıkıntı
verici bu durumdan kurtulmak için hasta
cinsellikten kaçınmaya başlar. Bunun
sonucunda ise çoğunlukla bir başka çatışmaya
düşer. Kaçınma davranışı kendisine
rahatlama sağlarken partneri tarafından belki
de “artık istenmediği” şeklinde
yorumlanmaktadır. Böylece eşler arası çatışmalar
başlar ve performans anksiyetesi giderek
kuvvetlenir. Bu fobik kısır döngü, diğer
etiolojik etkenlerden bağımsız olarak bütün
cinsel işlev bozukluklarının etiolojisinde
yer alır. Fakat kişilik özelliklerine bağlı
olarak bireyler üzerinde değişik derecelerde
etkili olur.
Performans anksiyetesi:
anksiyetenin bu tipini kişi kendisi oluşturur.
Performans hakkındaki beklentiler ve
standartlar, kişinin çevresinden duyduğu,
magazin dergilerinde okuduğu, arkadaş çevresinde
duyduğu abartılara dayanır. Cinsel yeterlilik
kişisel zevk, tatmin,yakınlık ve sevginin
hissedilmesinden çok partnerin onayı ile özdeşleştirilir.
Performans baskısı:
her iki cinste de orgazma ulaşma konusunda baskı
olabilir. Bu baskı gerek heteroseksüel gerek
homoseksüel ilişkilerde ortaya çıkabilir.
Erkekler, her istenildiğinde ereksiyonun sağlanması
ve devam ettirilmesi konusunda zorunluluk
hissedebilirler, ve bunu kendilerine “görev”
sayarlar. Kadınlar da cinsel ilişki sırasında,
orgazma ulaşma zorunluluğu hissedebilirler ve
bunun tekrarlayıcı olmasının gerektiği
inancında olabilirler.